Cumhuriyet ilan edildiğinde elektrik üretilen yerler bir elin parmaklarını geçmiyordu: Adapazarı, İstanbul, İzmir ve Mersin.1 Ülkenin bütün yıllık üretimi 44,5 milyon kilovatsaatti; kişi başına yılda yaklaşık 5 kWh.1 Bu bölüm, o birkaç ışık noktasının çeyrek yüzyılda altmış iki il merkezine nasıl yayıldığını anlatıyor.
Kentlerin elektriği, Osmanlı'dan devralınan ya da Cumhuriyet'in ilk yıllarında verilen imtiyazlarla özel şirketlerin elindeydi. Santrali şirket kuruyor, şebekeyi şirket işletiyor, fiyatı sözleşme belirliyordu.
1930Belediyeler devreye giriyor
1930'da çıkarılan 1580 sayılı Belediye Kanunu, belediyelere kentlerindeki imtiyazlı şirketleri satın alma hakkı tanıdı.1 Elektrik, su ve tramvay gibi, kentin bir kamu hizmeti olarak belediyenin işi hâline geliyordu. 1937'ye gelindiğinde 49 il merkezinde, 84 ilçe merkezinde ve 15 bucakta elektrik vardı. Bütün ülkede elektrikli köy sayısı ise yalnızca beşti; abone sayısı 206.146'ydı.1
Türkiye'nin en eski santrali de bu dönüşümü yaşadı. 1922'de bir şirkete devredilen Tarsus elektriğini belediye 1937'de geri satın aldı.2
14 Haziran 1935Devletin enerji kurumları
Aynı gün iki kanun çıktı. 2805 sayılı kanunla madencilik ve enerji yatırımları için Etibank kuruldu; 2819 sayılı kanunla da ülkenin su ve enerji kaynaklarını incelemek üzere Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİEİ).1 EİEİ'nin akarsu ve kömür etütleri, sonraki çeyrek yüzyılın barajlarına ve santrallerine zemin hazırladı.